Kemal Can yazdı... Gazeteciliği suç haline getirmek

Kemal Can

Basın özgürlüğü, haber alma hakkı ve medya üzerinde yoğunlaşan baskılar, bir yönetim zihniyetinin tanımlanması açısından belirleyici göstergeler. Bir ülkenin demokrasi ve hukuk seviyesi ya da yönetim sisteminin nasıl tanımlanacağı saptanırken, çok önemli referanslardan biri de medyaya yapılan muamele ya da medyanın durumu. Biraz daha sadeleştirirsek, “medyanı söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” hali geçerli bir tarif. Türkiye, uzunca bir süredir dünyadaki basın özgürlüğü listesinde hızlı ve düzenli biçimde aşağılara doğru iniyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2020 Raporunda, 180 ülke içinde 154. sıradaydı. Bu derine dalışın devam edeceğinden kimsenin fazla kuşkusu yok.

Tabloya tersten bakınca da, Türkiye’de medyanın ve gazetecilerin yaşadığı sorunların, ülkenin içinde bulunduğu genel tabloyla bağı ortada. Bu tablodan hasar görmeyen alan yok. Ancak medyanın yaşadığı sorunun, yaratılan baskıdan ve özgürlükleri engelleyen/sınırlayan uygulamalardan biraz daha derin olduğunu izliyoruz. Çünkü, bu ülkede basın mensupları artık özgürlüklerini ve gazetecilik yapabilme koşullarını ve haklarını savunmaktan öte, meslekleriyle ilgili bir varlık mücadelesi yürütmek zorundalar. Yani, medyanın baskılarla yıldırılması, gazetecilerin özgürlüklerinin daraltılması sınırı çoktan geçildi, bütün olarak bir mesleğin hayatta kalma mücadelesini seyrediyoruz.

Bazı meslekler ve demokrasilerin işleyişinde belirleyici “kuvvet” olarak tanımlanan alanlar, siyasi sistem ve yönetim tercihlerinden daha doğrudan ve daha kalıcı hasarlar alarak etkileniyorlar. Hukuk böyle bir alan, akademi böyle bir alan, gazetecilik de öyle. Bu alanların, sistemlerin işleyişindeki dengeleyici fonksiyonları çok önemli ve bozulma buralardan başlayarak çok daha yıkıcı sonuçlar üretiyor. Ayrıca bu alanlar, post-truth ikliminde “gerçekle” ilişkinin kapısını tutuyor. Otoriter, totaliter eğilimlerin, iktidarların ilk hamle ettikleri ve kontrol etmeye yöneldikleri alanlar da buralar. Bir diğer özellikleri ise kolektif faaliyetle ve kurumsal yapılarla sürdürülebilmeleri. Hukukçular mahkemelere, akademisyenler üniversitelere, gazeteciler medya organlarına ihtiyaç duyuyor.

Türkiye’de gazetecilik üzerindeki baskılar ve iktidarın medyayı kontrol çabası aşama aşama genişletildi. Sansürden ekonomik ablukaya, yargı sopasından yandaş medya yaratılmasına kadar çeşitli yöntemler denendi. Hukuksuz cezalar, haksız yargılamalarla tek tek gazetecilerin üzerinde yaratılan baskıya, gazetecilik yapılabilecek medya alanının alabildiğine tahrip edilmesi eklendi. Bir taraftan meslek erbabı sıkıştırıldı, bir taraftan mesleğin yapılabileceği alan daraltıldı. Sonuçta, bir avuç insanın ciddi fedakarlıklarla, önemli riskler alarak ve son derece sınırlı bir alanda sürdürebildikleri bir mesleğe dönüştü, gazetecilik. Fakat 2020 itibarıyla mesleğin kendisini hedefe koyan bir saldırı aşamasına geçildi.

“Gazetecilik suç değildir”, gazetecilerin yargılandığı, cezalandırılmaya çalışıldığı davalarda ve her türlü baskıda çok kullanılan bir slogan. Bu yıl tanık olduğumuz bazı davalar ve uygulamalar, gazeteciliğin bir meslek olarak suç haline getirilmek istendiğini gösteriyor. Kemal Kurkut’un öldürülme anının fotoğrafını çeken muhabirin veya Van’daki helikopterden atma haberini yapan gazetecilerin tutuklanması, yargılanması çarpıcı örnekler. Can Dündar’a “MİT TIR’ları” haberi dolayısıyla verilen ceza bir başkası. Ayşegül Doğan’ın yaptığı gazetecilik faaliyetlerinin ceza gerekçesi sayılması ve yetmezmiş gibi gazeteciliğinin Beştepe’ye sorulması cabası. Melis Alpan’ın izlediği haberden paylaştığı fotoğrafın örgüt propagandası kabul edilip soruşturma açılması. Olay TV vakası. RTÜK’ün pervasız cezaları.

Bir yıla sığan ve ancak bazılarını hatırlatabildiğim bu örnekler, gazeteciliğin baskı altına alınması, basın özgürlüğü ve haber alma hakkı çerçevesini epey aşan bir durumu işaret ediyor. Yaratılmak istenen hava, ama daha önemlisi artık açık açık yargı kararlarına yazılan, saklanma gereği duymaksızın alenileştirilen tutum, mesleğin bir bütün olarak tehdit ve suç olarak algılandığını gösteriyor. Berat Albayrak’ın istifası sürecinde gördüğümüz üzere, talimat almadan çalışamayan enformasyon kurumları ve personeli dışında bu mesleği icra etmeye kalkmak, bizzat takip ve soruşturma meselesi. İlan edilmemiş olsa da gazetecilik toptan bir “zararlı/tehlikeli faaliyet” sayılmak isteniyor. Yani “gazetecilik suç değildir” sözünün tam tersi kabul ettirilmek isteniyor.

 

 (Görsel gazetekarinca.com dan alınmıştır)