Elif Akgül yazdı... Metin’den Hrant’a

Elif Akgül

Ocak ayı gazeteciler için ve Türkiye basın tarihi için yılın belki de en zor ayı. Her yıl Ocak ayına, 8 'inde Evrensel muhabiri Metin Göktepe’nin ölüm yıl dönümüyle başlıyoruz. Metin Göktepe’yi Hrant Dink, Orhan Karaağar, Uğur Mumcu takip ediyor. Şubat ayı 1 Şubat’ta Abdi İpekçi ile başlıyor.

Her bir cinayet, ülke tarihindeki başka bir lekeye işaret ediyor. Bu lekenin ne kadar “temizlendiği” ise kamuoyunun bu cinayetlerin hesabını sormasındaki kararlılıkla doğru orantılı.

Şüphesiz ki bu bağlamda Metin Göktepe cinayeti bu konuda aslında örnek alınabilecek bir dava. Yüzlerce gazetecinin, gazetecilik örgütünün, EMEP üyelerinin, hak savunucularının İstanbul’dan Aydın’a ve sonrasında Afyon’a kadar yaklaşık 30 duruşma boyunca peşini bırakmamasının karşılığı beş polis memuruna "kastı aşan insan öldürmek" ve "faili belli olmayacak şekilde insan öldürmek" suçlarından yedişer yıl altışar ay, bir polis memurununsa Yargıtay'ın kararı bozmasından sonra 20 ay hapis cezası ve beş ay kamu hizmetlerden uzaklaştırma cezası oldu. Her ne kadar polisler 9 Aralık 2000'de yürürlüğe giren Şartlı Tahliye ve Ceza Erteleme Yasası nedeniyle cezalarını tamamlamasalar da dava sürecindeki gazeteci dayanışması bugün hala özlemle anlatılıyor.

Bugüne geldiğimizde başka bir gazeteci cinayeti davası tam 14 yıldır sürüyor. Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de ırkçı bir suikastle öldürülmesi aynı gün on binlerce insanı sokağa döktü. Cenazesine, yıllardır her yıl 19 Ocak’ta 14.45’te Sebat Apartmanı önünde yapılan anmaya yüzbinler katıldı. Peki ya faillerden hesap sorma kısmı?

İlk yargılamanın yapıldığı Beşiktaş’taki eski DGM her duruşmada “Vur diyenler yargılansın” sloganlarıyla inlese de, davanın ilk derece mahkemesindeki ilk yargılamasının sonucu kamuoyu açısından öfke ve hayalkırıklığı kaynağıydı.

Bu öfke ve hayalkırıklığının karar bozulup da yeniden ve bu sefer kamu görevlileriyle beraber yargılama başlayınca bir hesap sormaya dönüşmesini beklemek çok da hayalperestlik sayılmasa gerek.

Lakin iddianame hazırlandığında İstihbarat Daire Başkanı olan Engin Dinç’in ilk savunmasını yaptığı günün haricinde Dink davası salonu gerek basın gerekse izleyiciler bakımından yalnız kaldı.

Yıllar süren, iddianamelerin birbirine girdiği, isimlerin havada uçuştuğu, kimin neden yargılandığını dava avukatları dışında pek az kişinin bildiği dava bugün medyada da aynı yalnızlaştırılmışlık içinde.

Oysa Metin’in hesabı sorulurken gösterilen dayanışma iradesine en çok ihtiyaç duyulan, Türkiye basın tarihinin de en çok borçlu olduğu davalardan biri bu. Çünkü bizatihi basın eliyle hedef gösterilmiş, yolu yapılmış bir gazeteci suikastinde adaletin yerini bulması aynı basının Hrant Dink’e, Dink ailesine, Ermeni toplumuna ve nihayetinde geniş kamuoyuna borcu. Ve en önemlisi bir hakikat borcu.

Bu borcu ödemek, aynı dayanışmayı, iradeyi örmek için hala geç değil.

Murat İnceoğlu, 21 Aralık 2014’te bianet.org’da yayınlanan yazısında “Göktepe’nin gözler önünde öldürülmesinin ardından ortaya çıkan dayanışma eğer daha önce sağlanabilseydi, öldürülen bir çok gazeteci bugün hayatta olurdu” diye yazmıştı.

Bugün Dink için bu dayanışmayı sağlamak en çok da gelecek için, başka gazetecileri özgürce yaşatmak için gerekli.