Yayında alternatif, işleyişte ana akım olunur mu?

Murat İnceoğlu

 

Herkes bir şekilde sesinin duyulmasını istiyor elbette. Birbirimize tahammülümüzün az olması nedeniyle olsa gerek, her sesi duyulsun isteyen bir yayın ile çıkıyor karşımıza. Belki de ülkenin siyasi hayatındaki fraksiyonel ayrımların medya dünyasına yansımasıdır bu durum.

Ana akımda kendine dair bir şey bulamayanlar ülkeyi, dünyayı bu yayınlardan izlemeyi tercih ediyor. Kimi 'muhalif basın', kimi 'alternatif basın' diye adlandırıyor kendini. Muhalif basın tanımı, kendini iktidar üzerinden ortaya koyuyor, yani iktidar değiştiğinde bir anda tüm siyasi tavrı ortadan kalkacak, belki de 'yandaş' olacak bir noktada duruyor. Peki ya alternatifler? Gerçekten ana akıma alternatif olabiliyorlar mı? İçerik olarak alternatif olsa da işleyiş olarak alternatif olabiliyor mu?

Amacım kimseyi kategorize etmek değil, sadece “'Alternatif' sözünün altı ne kadar doldurulabiliyor?” sorusuna yanıt aramak. Dünyada halen yayın hayatını sürdüren ya da ömrünü tamamlamış pek çok medya yapılanması var. Kimilerinin ardında büyük sermaye, kimilerinin ardında gazeteci aileler kimilerinin ardında gönüllüler var. Ana akıma kapılmamak isteyenler içinde en sevdiğim slogan anarşistler tarafından yayınlanan indymedia'ya ait; Medyadan nefret etme kendi medyanı yarat!

Evet yaratalım ama nasıl? Eskiden ilk akla gelen dergi çıkarmaktı, büyük düşünenler gazeteyi denerdi. Şimdilerde internet sitesi ve internet televizyonu revaçta. Peki bunu başarmak kolay mı? Elbette değil. Önce bir yer, bilgisayarlar, internet bağlantısı lazım. Bu da para demek. Bir de çalışacak birileri lazım, onlar için ise para olmasa da olur.
Olur mu gerçekten? Olmaması gerekir ama maalesef yaygın olarak böyle yürüyor işler. Maalesef bir çok kurum gerçekten kısıtlı imkanlarla başlıyor yayıncılık hayatına. İşe öncülük edenler ve kendileri gibi düşünenler ile ortaklaşıyor. Kimi gönüllü 'parası önemli değil' diyerek çıkıyor yola. İşte o noktadan sonra yolculuk giderek zorlaşıyor. Elektrik parası, kira, internet bağlantısı derken eldeki para da giderek azalıyor. Çünkü satış yok, reklam yok, okuyucu/izleyici desteği yok.

İşte bu noktada önemli sorunlar başlıyor, elbette bunlar uzun uzadıya yazılabilecek konular ama kısaca değinmekte fayda var:

Yetersiz habercilik
Profesyonel kadrolar ile başlanmış olsalar dahi, kadroyu elde tutamamak, habere ulaşmak için gerekli harcamayı yapamamak, altyapı yetersizliği gibi sorunlar haberin içeriğine de yansımaya başlıyor. İki haber kendin yaparsan on haber de sağdan soldan devşirmeye başlıyorsun. Kopyala + yapıştır haberler aynılaşmaya yol açıyor. Hatta kimi zaman bir bakıyorsun haberin kaynağı ana akım bile olabiliyor.

Çalışanların hakları
Para azaldığında her ne kadar söylem emekten yana da olsa ilk tasarruf emekçilerden oluyor. Bir gazete sayfa azaltıp daha az iş yapmayı deneyebilir ama sonsuz sayfaya sahip internet siteleri bu imkana sahip değil. Az kişiyle çalışmanın tek sonucu haberin kalitesizleşmesi olacaktır. Ama gel gör ki kirayı ödemezsen binadan çıkartırlar, faturayı ödemezsen elektriği keserler, internet faturasını ödemek ise olmazsa olmaz. Peki çalışanların maaşını ödemezsen? Maalesef çoğu zaman çalışmaya devam ediyorlar. Dünyaya bakışları nedeniyle, gazeteciliğe olan sevgileri nedeniyle ya da patronun “Biz de ….yiz” söylemine inandıkları için.

Sıkça ortaya çıkan duruma bakılırsa, bir çok kişi sigortasız çalışıyor. Sigortayı geçelim bir telif sözleşmesi dahi yok ortada. Bazılarının "sana ne, devlet güvencesine ihtiyacımız yok çalışanlarımıza biz sahip çıkıyoruz" dediğini duyar gibiyim. Olabilir, baştan böyle anlaşılmış dahi olabilir, ama çalışanın 'Hayır ben hakkım olanı istiyorum' dediği anda bu anlaşma anlamını yitirir. O andan itibaren ne işverenin 'yıllardır taviz vermeyen siyasi bakışı' ne de diğer çalışanların aynı şartlarda çalışıyor olması önemli değildir.
"İyi de yok işte, var da mı vermiyoruz" diyerek de alternatif olunamıyor maalesef. Olmayabilir, çevremde çok fazla insan tanıyorum, çok iyi bir internet sitesi, gazete, televizyon açacak ve iyi yayıncılık yapacak özelliklere sahipler. Ama yapmıyorlar, yapamıyorlar, çünkü ‘paraları yok’.

O zaman oturup beklemek mi lazım? Elbette değil, bunun çok farklı yöntemleri var. Ama ilk önce "Benim olsun küçük olsun" bakışını terk etmek gerekiyor sanırım. Herkesin elindeki sınırlı kaynağı savurmak yerine birleştirmesi hem sesin daha güçlü olmasını hem de sürdürülebilir bir yayın olmasını sağlayacaktır. Avrupa'da bazı örneklerde olduğu gibi bir yayıncılık kooperatifi okuyucu/dinleyici/izleyici desteğini de etkin hale getirebilir. Reklamın ana akımda bile yayıncılığı finanse etmediği, iktidarı ve sermayeyi eleştiren bir yayının reklam almasının zor olacağı gibi olgular göz önüne alındığında bu desteği sağlamak kaçınılmaz oluyor.

Peki kapitali öyle veya böyle hallettik bu bizi alternatif yapar mı? İşte orada koskocaman bir 'Hayır!' geliyor. 'Ben böyle istiyorum, böyle olacak' demekle, 'Bana biat etmeyenle çalışamam' diyerek alternatif olunmuyor. Bu haliyle ancak ana akımdan farklı yayın yapan bir kurumun patronu olabilirsiniz. Yani aslında ana akımı yeniden üretirsiniz. Tıpkı “bağımsız film” gibi sunulup, aslında Hollywood’u yeniden üretmek gibi.

Yayının iç işleyişinde alternatif yaratamadıktan sonra ancak ele talkım vermekten öteye gitmek mümkün olmayacaktır. Hesap verebilir bir yönetim, demokratik bir işleyiş ve şeffaflık olmadıktan sonra ancak ana akımın küçük bir kopyası çıkacaktır ortaya. Yıllar önce bir panelde Rusya'da yayın yapan bir derginin patronu, yayın organındaki yapılanmayı anlatmıştı. Yazı işlerinde çalışanlar dilerse oylama yaparak genel yayın yönetmenini görevden alabiliyor, işten ayrılan veya çıkartılan biri olduğunda onun ücreti işverene kalmıyor, ya yerine yeni biri alınıyor ya da diğer çalışanlar işi üstlenirse ücret diğer çalışanlara bölüştürülüyor. Dinlediğim zaman bana çok uzak gelmişti, şimdilerde daha da uzak hissediyorum, o ayrı... Zira gün geçtikçe alternatif olmak adına yola çıkanların bir kısmının 'küçük akvaryumun büyük balığı' olma sevdası, söz çalışanların haklarına gelince eleştirdikleri medya patronları ile kendilerini kıyaslamaları bile bu noktadan fersah fersah uzak olduğumuzu gösteriyor.

Ama denemeden bilinmez elbette. Alternatif olmak adına yola çıkanların kendini sorgulamaya başlaması bir toparlanmanın ilk adımı olacaktır. Çalışanların ise bunun önünü açması, yaptıkları işi tartışması ve tartıştırması gerekiyor. İşin sürdürülebilir olması ise bir sonraki adım olacaktır.